
Dün okul çıkışı Beşiktaş’ta üniversite harçlarına yapılan zammı protesto amaçlı imza toplayan arkadaşlarımın yanına indim. İmza kampanyasına olan ilgi iyi görünüyordu. Ardından http://harczamlari.org/ sitesinin yaptığı çağrılarla yapılan toplantıların sonucu Beşiktaş’taki Demokrasi Anıtı’nın önünde öğrenci ve veliler toplanmaya başladı. Haberi olmayan insanlar da zamlarla ilgili olduğunu görünce kalabalığa katıldı. Basın açıklamasının ardından insanlar çember oluşturdular ve forum gibi dertlerini anlatmaya başladılar. Forum yapılması gerçekten çok güzeldi. Medya da gelmişti ve insanlar geçim sıkıntılarını, bu harçları nasıl ödeyeceklerini düşündüklerini anlattılar. Verilen vergilerinin nereye gittiğini, eğitimin neden paralı hale getirildiğini sorguladılar. Ardından Abbasağa parkına yürüyüp söyleşiye orada devam edileceği söylendi. Abbasağa parkında söyleşiden sonra Zardanadam konseri vardı. Ben grip olduğum için parka geçmedim. Birşeyler yiyip evin yolunu tuttum

Bu hafta sonu harç zamları hakkında ne yapmalıyı tartışmak üzere http://harczamlari.org/ sitesinde yayınlanan herkese açık toplantıya izleyici olarak katıldım. Genel kanı işin çok zor olduğu. Geçmiş dönemlerdeki harç eylemlerinin sonuçları tartışıldı. Bu tarz eylemliliklerde karşı tarafın zam oranını düşürerek de eylemi durdurabileceği veya hiç umursamayarak da eylemleri etkisiz kılabileceği önemli bir nokta. İlk önce bir imza kampanyasıyla insanlarla iletişime geçilmeye çalışılacak. Ardından insanlar toplanabildikçe neler yapabileceğimiz konuşulacak. En baştan polisi karşımıza alan eylemlerin yapılması saçma bulundu öneriyi yapan grup da toplantıyı erkenden terketti. Terkederlerken de terbiyesizce hani bu eyleme burada karşı çıkılsa da olumsuz sonuç çıkmamıştır diyebilme komikliğine düştüler. Gruplarının öğrenci kolektifi olduğunu söyleyen grup toplantının başında da toplantıya katılan siyasetlerin kimler olduğunu sordular. Siyaset toplantısı olmadığı için, açık toplantı olduğu söylendiği için insanlar bunun anlamsız olduğunu söylediler ancak bu grup ki iki kişilerdi dediklerinin olmasını direttiler sonra sonuç alamayacakları, zaman harcamamaları gerektiği tekrar tekrar belirtilince bu isteklerinden vazgeçmek zorunda kaldılar.
Zamların neden yapıldığına dair fikir yürütülmeye çalışıldı. Özelleştirme ve kapitalist yaklaşımların sonucu ortaya çıktığı ancak IMF gibi yabancı kuruluşların da önerdiği bir tutum olduğu genel olarak herkesçe benimsendi. Olayı daha iyi anlamak için Tüsiad’ın ve YÖK’ün bu konu hakkında yayınladığı raporların incelenmesi gerektiği ortada. Aslında öğrencilerin bu harçları ödeyemeyip okulu bırakmaları hedeflenmediği, öğrenim kredisi gibi kredilerle insanların okulu bitirdiğinde onlarca bin lira borçla mezun olup köleleştirilmeleri amaçlandığı fikri öne sürüldü ki oldukça gerçekçi geldi bana.
Toplantının devamında umutsuz hava dağılır gibi oldu. Beşiktaş ve Kadıköy belediyelerinden masa açmak için izin alınabilineceği belirtildi. Ancak önemli olanın bu tartışmaların üniversitelere dönüp yerellerde tartışılıp bir dahaki toplantıda neler yapılabilineceğine dair fikirler oluşmaya başlayabileceğinde hemfikir olundu. Yaz döneminde İstanbulda sadece YTÜ, Boğaziçi ve İTÜ açık olduğundan çalışma yapmanın oldukça zor olduğu ortada. Umarım insanlar duyarlı olurlar veya olmasalar bile gözlerine sokup olmalarını sağlamalıyız =))

Evet, okulum artık seneye 2400 lira oldu. Nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum. İkinci öğretim olduğum için bütün ikinci öğretimler gibi kredi de çıkmıyor. İş de bulamadım. Seneye bir çok insan okulu için para bulamayacaklar. Bir birliktelik olmasa bile zorunluluktan fiili olarak harçlarımızı ödeyemeyeceğiz. Buna boykot denemez, bu ancak eğitim hakkımızın gaspıdır. Verilebilinecek tepkilerde de şu sıralar gerçekten berbat hale getirilen üniversite öğrencisi tipolojisini anlamaya çalışarak bakarsak, çok legal olsa bile katılımsız olacağını tahmin ediyorum. İnsanların ilgi alanında mı yoksa bunu da bir şekilde öderiz diye mi düşünüyorlar bilmiyorum. Okullarda ne yapılabiliri tartışmak gerekiyor.
Sorunu öncelikli olarak otoriteye karşı gelebilme ceseratinin kazanılması olarak görüyorum. Bu sorunun altındaki temel, teorik olarak çok karmaşık olsa da çözümünün oldukça pratik olduğunu kendi yaşamımda gördüm. İlkokuldan itibaren devlet ve devletin vucüt bulduğu eğitim kurumlarına (YÖK, MEB) ve onların kolluk kuvveti olan özel güvenlik birimine karşı tavır alabilmek ilk başlarda çok zorken ilerdeki olası harç eylemlerinde polise karşı bu direngenliği gösterebilmek gerçekten de görerek öğrenilebilinecek birşey. Her gün sorgulamadan yaşarken televizyonu sadece bir eğlence aracı olarak hayatın bir parçası olarak görüyorken veya ilkokulda dayakla ezberletilen şeylerin zorla öğretildiği unutturulup ve büyük bir ihtimalle modern ulus devletin kuruluş sürecinde bürokratların bir taraflarından uydurdukları, resmi ideolojinin doğru düzgün temellendirilmek zahmetine bile katlanılmadan üretilen zırvalarını (zaten dayakla kolayca öğretileceği mi düşünüldü?) milli onur, milli miras olarak saymaya zorlanan insanların şu süreçte yapabilecekleri çok kısıtlı görülmektedir. Şunu bilmeliyiz ilkokulda giydirilen önlükler sınıfsal farkların insanlardan gizlenmesinin dışında otorite sahibinin istediği şekilde giyinmek zorunda olduğumuz da şartlandırıldı. Büyüyünce o önlükler deli gömlekleri haline geldi. Tabiiki buradaki tanımlamalarda sanki sınıfsal yapılardan uzak bir devlet var ve zorla bize bu gariplikleri dayatıyor gibi görünebilir. Ancak bütün okulların özelleştirilmesinin ilk ayağı sayabiliriz bu harç zammını. Harçların bir süre sonra özel okul fiyatlarına yaklaşması ve okuldaki vakıfların anonim şirketi haline gelmesi geleceğe dair öngörülerimi güçlendirmektedir. İşin özeti şudur:
Paran yoksa öleceksin!
Paran yoksa cahil cuhela olacaksın!
Keşke fakir insanları resmen ikinci sınıf vatandaş saysalar da bilsek ikinci sınıflığımızı. Bize özel kimlikler çıkarılsa keşke.
Bu konuyı açarak birkaç yazı daha yazmayı planlıyorum. İyi geceler.

Evet evet fikr-i nehirlerimde akanlardan bazılarını uygulamaya başlamanın tam zamanı diye düşündüm. Yoksa evde otur otur göbeklendim iyicene. En azından kilomun artmasını engelleyeceğini düşündüğüm bir planım var ve uygulamaya başlıyorum yarın:
- Çantama bir kilo hıyar ve bir adet de çavdar ekmeğiyle büyük su ve bir tüp bal aldım.
- Hiç evde durmayacağım, sürekli gezeceğim.
- Kavalımı da yanımda gezdirip oturdukça çalacağım.
- Günde 7 öğün yemek yiyeceğim, 4 hıyar ve 3 dilim ekmeği ikişer saat arayla yiyeceğim.
- Çantamda kitaplarımı taşıyıp çaycılarda kitap okuyacağım.
Bakalım en zor kısmı aç aç sürekli gezinmek olacak gibi görünüyor. Nasıl olucak merak ediyorum

Seyhan Nehri ve Toroslar
Sürekli bir şeyler kurguluyorum kafam durmadan bir şeyler üzerinde yoğunlaşıyor ve açıkçası çok yoruluyorum bu halimden. Çok yakın arkadaşlarımın isimlerini bile unutmaya başladım yalnız kalmamam gerekiyor sanırım bu kadar düşünmemem için. Ancak yalnız kalmam da gerekiyor birşeyler okuyup dinleyerek ruhumu doyurmam gerekiyor. Seneye yapaceklarımı listelersem şu şekilde:
- Seveceğim.
- Kilo vereceğim.
- Kaval öğreneceğim.
- Burakla Emo-Genç te rf haberleşmeli sosyal robotlar yapacağız.
- Java Uygulamaları kitabını bitireceğim.
- En az bir işlevsel Java mobil programı geliştireceğim, telefonumda deneyeceğim.
- Enerji kalitesiyle ilgili en az bir yabancı yayın bitireceğim.
- Pasaport çıkartacağım.
- Üç hafta içinde Amsterdam biletimi alacağım.
- Kalemi kağıdı elime alıp yazmaktansa araştırma konuları seçip altyapısı sağlam içeriği de güçlü yazılar yazacağım.
- Bitirme tezim için konu araştıracağım.
- Günlük gazete ve aylık dergi alımlarıma yeniden başlayacağım. Boş adam olmaktan sıkıldım.
- Çocuklar için teknik ve sosyal konularda küçük eğitim kitapları tasarlayacağım.
- Yemek yapmayı komple öğrenmesem bile özel, kimsenin bilmediği yemekler seçip güzel şeyler yapmayı öğreneceğim.
- Pastel boya alacağım.
- Sağlığıma dikkat edeceğim.
- Yine doğayı ve sevdiklerimi özleyeceğim.